Harran Ovası’nın Yeraltı Su Kalitesi ve Çevresel Dönüşümü Bilimsel Raporla Açıklandı

Türkiye’nin en mühim tarımsal üretim merkezleri arasında yer alan Harran Ovası, GAP projesinin devreye girmesiyle birlikte yaklaşık 30 yıllık zaman zarfında köklü bir değişim yaşadı. Sulama imkanlarının artması bölgedeki ürün çeşitliliği ve tarım yöntemlerini yenilerken, yeraltı katmanlarında da kritik hidrojeolojik süreçler meydana geldi.
Harran Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünden Ayşe Dilek Atasoy ile Mehmet İrfan Yeşilnacar imzasını taşıyan “Groundwater Quality in the Harran Plain: Hydrogeological Characteristics, Salinity, Nitrate and Drainage Problems” isimli bilimsel makale, Soil Studies isimli hakemli yayında 17 Temmuz 2026 tarihinde neşredildi. Hazırlanan araştırma, tekil bir ölçümden ziyade 2025 yılına kadar uzanan periyottaki verileri ve evvelki araştırmaları bir araya getiren kapsamlı bir derleme hüviyeti taşıyor.
Sulamayla Birlikte Değişen Tarımsal Yapı
Bölgede Atatürk Barajı vasıtasıyla 1995 senesinde başlatılan büyük ölçekli sulama fliyetleri, arazinin yapısını kökten farklılaştırdı. Araştırma sonuçlarına göre, 1990 yılında ovadaki tarım alanlarının yüzde 37,06’lık kısmını oluşturan kuru tarım sahaları, 2020 senesi itibarıyla yüzde 7,13 oranına geriledi. Buna karşılık sulu tarım arazilerinin oranı ise yüzde 21,01’den yüzde 54,45 seviyesine ulaştı.
Sulanan sahaların genişlemesi doğal hidrolojik dengeyi etkiledi. Toprağa verilen suyun derin katmanlara süzülmesi ve tahliyenin yetersiz kaldığı noktalarda taban suyunun yükselmesi gözlemlendi.
Yeraltı Su Seviyesinin Yükseliş Nedenleri
Çalışmada belirtildiğine göre, geçmişte tatbik edilen denetimsiz yüzey sulaması ve yetersiz drenaj hatları, su tabakasının yükselmesinde temel faktörler olarak öne çıkıyor. Killi ve derin toprak profiline sahip Harran Ovası’nın alçak kısımlarında suyun yatay hareketi yavaş gerçekleşmekte, bu durum sığ yeraltı akiferlerini beslemektedir.
Rapora yansıyan 2017 yılı resmî tespitlerine göre, takriben 8 bin hektarlık sahada yeraltı su seviyesinin kritik seviyelere tırmandığı veya yüzeye fazlasıyla yaklaştığı belirlendi. Yüzeye yaklaşan su tabakası kök gelişimini engellerken, kurak hava şartlarında buharlaşan suyun ardında bıraktığı tuzlar “beyaz toprak” adıyla bilinen çoraklaşmış alanları ortaya çıkarabiliyor.
Yeraltı Sularındaki Nitrat Yoğunluğu
Toprakta kullanılan kimyasal azotlu gübrelerin emilmeyen kısımları nitrata dönüşerek sulama veya yağışlarla derin katmanlara ulaşıyor. 2005 senesindeki verilerin analiz edildiği çalışmada, su numunelerinin yüzde 55’inde nitrat oranının litrede 50 miligram limitinin üzerinde çıktığı ifade ediliyor.
Sonraki incelemelerde bazı kuyularda litrede 720 miligrama kadar çıkan uç nitrat değerleri ölçülmüş olsa da bu miktarın ovanın geneline teşmil edilemeyecek münferit bir istatistik olduğu vurgulanıyor.
Son 20 Yılda Bazı Noktalarda İyileşmeler Kaydedildi
Harran Üniversitesi bünyesinde 2025 yılında gerçekleştirilen ve 2005, 2015 ile 2025 yıllarına ait 20 farklı ölçüm noktasını karşılaştıran bir diğer çalışmada, bilhassa güney kesimlerde su kalitesinde toparlanma saptandı. Tuzluluk ölçütlerinden olan elektriksel iletkenlikte yüzde 88’e varan gerilemeler görülürken, sülfat ve nitrat oranlarında da kayda değer azalmalar izlendi.
Uzmanlar bu olumlu tablonun hayata geçirilen drenaj hatları, modern sulama teknikleri ve planlı gübreleme uygulamaları sayesinde gerçekleştiğini ifade ediyor.
Bölgesel Riskler ve Tuzluluk Dalgalanmaları
İyileşmelere rağmen risklerin tamamen kalkmadığı belirtiliyor. 2026 yılındaki derlemede, 2025 ölçümlerine göre merkez kesimdeki kuyularda nitrat oranının halen litrede 50 miligramın, kimi noktalarda ise 100 miligramın üzerinde seyrettiği bildirildi.
Dünya Sağlık Örgütü parametrelerine göre 2025 yılındaki yeraltı suyu numunelerinin yaklaşık yüzde 40’ının en az bir parametrede içme suyu sınırlarını karşılamadığı aktarılıyor. Ancak araştırmacılar, incelenen suların kuyu numuneleri olduğunu, Şanlıurfa’nın şebeke içme sularıyla doğrudan bir ilgisi bulunmadığını önemle hatırlatıyor.
Drenaj Altyapısı ve Yeniden Kullanım Riski
Tahliye kanallarından toplanan drenaj suyunun ovada tekrar sulama amacıyla kullanılması, kirleticilerin yeniden toprağa dönmesine sebep olabiliyor. DSİ tarafından 2000’li yıllardan itibaren yapılan çalışmalar su tabanını belirgin biçimde düşürse de tahliye sistemlerinin tüm sulanan alanlara ulaştırılması gerektiği ifade ediliyor.
DSİ GAP 15. Bölge Müdürlüğü heyetinin 11 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirdiği tahliye kanalı ve sanat yapıları incelemeleri gibi saha denetimlerinin devamlılığı önem arz ediyor.
Yeraltı Sularını Korumak İçin 6 Öneri
Bilim insanları yeraltı su kaynaklarının korunması adına şu tedbirleri sıralıyor:
- Yeraltı suyu seviye ve kalitesini anlık takip eden erken uyarı izleme ağının kurulması,
- Kurumlar, sulama birlikleri ve üniversiteler arasındaki eşgüdümün artırılması,
- Drenaj ağının genişletilerek periyodik bakımların yapılması,
- Tarımsal gübrelemenin toprak analizlerine göre uygulanması,
- Damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması,
- Mevzuatın güncellenmesi ve kaçak su kullanımlarına yönelik denetimlerin sıkılaştırılması.
